Menu

Kadınların adet dönemlerinden 7 ila 10 gün öncesinden başlayarak tekrarlayıcı şekilde her ay hissedilen ve yaşamı zorlaştıran bir takım bedensel ve psikolojik bulgulara tıp dilinde premenstrüel sendrom (PMS) yani adet öncesi gerginlik sendromu adı verilir.  

Kadınların önemli bir bölümü az ya da çok bu şikayetleri yaşarken belli bir grup kadın için ise bu şikayetler her ay tam bir kabus halini alabilmektedir.   PMS’nin 150’yi aşkın bulgusu olduğu söylenmekteyse de bunlardan en sık görülenleri; uykusuzluk, sinirlilik, kaygı hali, depresyon, sosyal izolasyon isteği gibi psikolojik belirtilerle vücutta su toplanması, el ve ayaklarda yüzde şişkinlik, göğüste duyarlılık, tatlı yeme isteği, eklem ağrıları, baş ağrıları, mide bulantısı, tatlı yeme isteği vs. gibi fiziksel belirtiler olarak sıralanabilir.
 Adet öncesi gerilim sendromu organik ya da psikolojik ağırlıklı olabilir ve kültürel farklılıklardan da etkilenebilir. Araştırmalar değişik kültürlerden gelen kadınlarda farklı şikayetlerin ortaya çıkabildiğini göstermektedir. Örneğin doğulu kadınlarda sıklıkla rastlanılan sorun baş ağrısı iken gelişmiş batı toplumlarında depresyon daha sık olarak gözlenmektedir

Fiziksel belirtiler:  PMS tanısı alan kadınların pek çoğunda göğüslerde hassasiyet ve hafif geçici kilo artışı saptanır. Bunun dışında sindirim sitemi bozuklukları, baş ağrısı, döküntüler, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, çarpıntı, denge bozuklukları, sıcak basmaları, ses ve kokulara aşırı hassasiyet, kaygı hali ve uykusuzluk olarak sayılabilir.

Duygusal belirtiler:  Duygusal dalgalanmalar da PMS’de sıklıkla görülür. Depresyondan endişeye ve aşırı sinirliliğe kadar pek çok değişik psikolojik durum söz konusu olabilir. 
Bazı kadınlarda konsantrasyon bozukluğu ve hatta hafif düzeyde hafıza kaybı bile görülebilir. Uykusuzluk ya da aşırı uyku hali, kişilik değişiklikleri, anksiyete (nedensiz kaygı hali), konsantre olamama, ağlama isteği ve sosyal izolasyon en dikkat çeken belirtilerdir.

Adet Öncesi Gerilimin Nedenleri:  PMS nedenleri aslında tam olarak bilinmemektedir. Bu konuyu açıklamaya yönelik bazı teoriler mevcuttur. Öncelikle suçlananlar dengesiz salınan hormonlardır. Yumurtlamayı baskılayan bazı ilaçların verilmesi ile PMS belirtilerinde gerileme olması bu teoriyi desteklemektedir. Ancak yine de mekanizma tam olarak bilinmemektedir. Ayrıca hormonlarla birlikte GABA ve Serotonin adı verilen ve beyinde sinir iletiminde rolü olan bazı maddelerin dengesizliği de söz konusu olabilir. 
Bazı araştırmacılar ise kalsiyum ve magnezyum dengesindeki bozukluğun PMS tablosuna yol açtığına inanmaktadırlar. Bu iki mineralin vücuttaki dağılım dengesizliği sinir hücreleri arasındaki iletişimi etkileyerek tabloya neden olabilir denmektedir. Ayrıca B1, B6 gibi bazı vitamin eksiklikleri, glukoz (şeker) metabolizmasındaki değişiklikler de suçlanmaktadır.

Kimlerde daha sık görülür?  PMS tüm dünyada ve tüm kültürlerde rastlanılan bir durumdur.  Yaş arttıkça şikayetlerin şiddeti azalmakta ancak çocuk sayısı ile birlikte şiddet artmaktadır.  Genelde buluğ çağında sık görülmeyen bu sendromun yaş ilerledikçe daha belirginleştiği ve 30’lu yaşlarda en üst noktaya ulaştığı söylenmektedir. 
Bazı çalışmalar göstermektedir ki, anneleri PMS olan adolesanlarda PMS daha sık olarak görülmektedir.  PMS bazı hastalıkların şiddetini de arttırabilir. Örneğin migreni olan kadınlarda atakların büyük bir kısmı adet öncesi dönemde görülebilmektedir. Astım atakları da yine bu dönemde daha sık görülür ve pek çok kronik hastalık da alevlenmeler görülebilir.  Bu dönemde kişinin çevresi ile olan uyumu bozulur işte veya evde ilişkide bulunduğu kişiler ve çocukları ile arası bozulabilir.  Yeme bozukluklarına da rastlanabilir. 
Suç işlemeye eğilimin de arttığı adli raporlarla kanıtlanmıştır.  Hatta bir ülkede PMS döneminde suç işlediğinin kanıtlanmasıyla cezai indirim yapıldığı da bilinmektedir.

Tanı:  PMS tanısı koymak için 3 önemli kriter aranmalıdır. Öncelikle şikayetlerin adet öncesi dönemde görülüp en geç adet bittikten sonra kaybolmasıdır. Ayrıca bu bulguların önemli bir bölümünün en az 3 ay boyunca tekrarlayıcı karekterde olması ve kişinin bireysel ve sosyal yaşantısını etkilemesi gerekir.    Daha önce de belirttiğim gibi bu şikayetlerin önemli bir bölümü pek çok kadında hafif düzeyde görülebilmekteyse de önemli olan kişinin yaşantısını sosyal ilişkilerini etkilemesi ve tedavi gereksinimi doğurmasıdır. Tanının kolaylaştırılabilmesi için bu şikayetlerin fiziksel ve ruhsal olarak ayrılarak kaydının tutulması ve doktorla paylaşılması da faydalıdır. 

Tedavi :  PMS nedeni tam olarak bilinmediği için aslında tedavisi de kesin değildir. Bu konuda çok değişik tedavi yaklaşımları mevcuttur.

1. Yaşam Tarzı Değişiklikleri
Diet 
Azar azar ve sık sık yemek yemenin şikayetleri azalttığı yönünde raporlar vardır.  Adet öncesi dönemde taze meyve ve sebze tüketilmesi, kırmızı et ve donmuş yağlardan uzak durulması, içinde katkı maddesi içeren besinlerin tüketilmemesi yararlı olabilmektedir.  
Aynı şekilde kafein tüketiminin azaltılması önerilmektedir.Atıştırma isteğine karşı koymak, beslenmede kompleks karbonhidratların yer alması (makarna, pilav, patates, fasulye v.s), tuzlu yiyeceklerin tüketimini azaltmak, magnezyum içeren besin kaynaklarına yönelmek (havuç, yer fıstığı, ıspanak v.s), B6 değeri yüksek besin maddelerinin seçilmesi (yumurta, muz, kavun, yeşil sebzeler) önerilmektedir.
Alkolün hormonal dengeyi bozduğu için bu dönemlerde sınırlı veya hiç kullanılmaması, ayrıca vücudun hormonal dengesini düzenli tutmada önem taşıdığı için bir tür spor veya  egzersiz yapılması yapılması, stres kontrolü ile ilgili bir takım tekniklere baş vurulması (meditasyon / gevşeme gibi) önerilecek yaşam tarzı değişikliklerindendir. 

2. İlaç Kullanımı
Tedavi seçenekleri arasında seratonin metabolizması ile ilgili ilaçlar, değişik hormon ilaçları, duygusal belirtileri ön planda olanlar için antidepresan ve anksiyete gidericiler gibi psikiyatrik ilaçlar, vücutta su toplama şikayetleri belirgin olanlar için idrar söktürücüler sayılabilir. Ancak bunların kullanımı mutlaka doktor kontrolünde olmalıdır. 
Bu ilaçların arasında günümüzde en etkili olduğu bildirilenler serotonin metabolizması ile ilgili olanlardır.

3. Diğer tedavi yaklaşımları arasında ise psikoterapi ve akupunktur bulunur.