Menu

altDoğumdan sonraki 6 hafta lohusalık dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde gebeliğin kadında yarattığı fizyolojik değişiklikler yavaş yavaş gebelik öncesi haline döner.

Her organ ve sistemin gebelik öncesi haline dönmesi farklı zamanlar alır. Doğum sonrası beligin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahim boyutlarındadır.  Doğumdan hemen sonra göbek hizasında olan rahminiz her gün 1 cm aşağı inerek 12-14 gün sonra karından hissedilemez hale gelir. Rahminizin kasılmaları bazen ağrı kesici kullanmayı gerektirebilecek kadar da ağrılı olabilir. Ayrıca her değişikliğin de geriye tam olarak dönmeyeceği bilinmelidir.  Örneğin rahim ağzı ve vajinadaki değişiklikler, ciltteki çatlaklar gibi.

Emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye de başlar. Gebelikte vücutta toplanan sıvı da terleme ve idrar ile birkaç gün içersinde vücuttan atılır. Bu yüzden lohusalığın ilk günlerinde anneler bol bol terlerler.   Loğusalık dönemi bir yandan bebeğinizin ihtiyaçlarını karşıladığınız, öte yandan çeşitli yakınmalarla başa çıkmaya çalıştığınız bir dönemdir. Her ne kadar tümüyle normal seyreden bir gebelik ve doğumun loğusalığı da genellikle sorunsuz seyretse de bazı konulara dikkat edilmelidir.

* Ateş
Doğum anında oluşan bazı maddelerin etkisiyle bazı gebelerde 37,5-37,8 dereceyi geçmeyen hafif ateş yükselmeleri olabilir. Gerçek ateş yükselmesi en az iki ölçümde vücut ısısının 38 derece ve üzerinde olmasıdır ve her zaman aydınlatılması gereken bir durumdur. Loğusalıkta en sık ateş nedeni memelerin aşırı dolgun olmasıdır. Buna süt ateşi de denir. Bunun dışında rahim iç zarı enfeksiyonu (iltahaplanması) ve idrar yolu enfeksiyonu da loğusalıkta sıklıkla ateş yapan diğer iki enfeksiyon türüdür. Doğum esnasında bebeğin çıkışını kolaylaştırmak üzere kesilen ve sonra dikilen vajinanın dış kısımdaki (epizyo) yaranın enfeksiyonu, sezaryen cilt ve cilt altı yarası enfeksiyonu da ender olarak ateşe neden olabilir. Ayrıca ateş, loğusalıkta tesadüfen geçirmekte olduğunuz bir başka enfeksiyonun (grip, üst solunum yolu enfeksiyonu gibi) belirtisi de olabilir. Ama mutlaka doktor kontrolü gerekir.

* Aşırı kanama
Loğusalığın ilk günlerinde kanama elbette normal kabul edilir. Ancak günlük kanama miktarının normal adet kanamasından iki kat ya da daha fazla olması anormaldir ve mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir. Bu kanamanın sebebi plasentanın (çocuğun beslenmesini sağlayan ek yapı) bir parçasının rahim içinde kalması olabileceği gibi rahim iç zarı iltahabı da söz konusu olabilir.

* Kötü kokulu ve/veya miktarca fazla akıntı
Loğusalık döneminde akıntı da birkaç gün süren kanamanın ardından normal kabul edilir ve akıntının nitelikleri loğusalığın dönemine göre değişkenlik gösterir. Loğusalık akıntısı ya da "loşi" adı verilen bu akıntı doğumdan sonraki 4-6 hafta boyunca devam eder. İlk günlerde koyu kırmızı kanama şeklinde olan akıntı kısa zamanda pembeleşir, daha sonra rengi açılır ve nihayet beyazlaşarak loğusalık sonunda tümüyle biter.  Kötü kokulu bir akıntı ise enfeksiyon belirtisidir. Özellikle beraberinde karın ağrısı ve ateş gibi belirtiler de söz konusu olduğunda sıklıkla rahim ve rahim iç zarı enfeksiyonu söz konusudur.  Yukarıdakilerden farklı özellikler taşıyan her akıntı doktor tarafından değerlendirilmelidir.

* Bacaklarda ağrı, kızarıklık ve şişme
Gebelik dönemi özellikle toplardamarlardaki kan akımının yavaşlaması ve pıhtılaşmaya eğilim nedeniyle pıhtı oluşumuna zemin hazırlar ve bu risk loğusalıkta da devam eder. Damar tıkanıklığı durumu kendini tıkanıklık oluşan bölgenin gerisinde kızarıklık, ağrı, şişme ve bölgesel ısı artışı şeklinde belli eder.  Bu problem tedavi edilmediğinde bazen toplardamar içinde oluşan pıhtı yerinden ayrılarak akciğere doğru ilerleyip oradaki damarlarda tıkanmaya sebep olabilir. Akciğer embolisi adı verilen bu durum son derece tehlikeli olup eğer akciğere giden pıhtı büyükse ölüme bile yol açabilir. Bu nedenle yukarıdaki belirtilerin varlığında en kısa zamanda doktora başvurulmalı ve tedaviye hemen başlanmalıdır.

* Memelerde aşırı ağrı, ısı artışı, bölgesel kızarıklık
Memelerde emzirme döneminde en sık karşılaşılan sorun meme başı çatlaklarıdır. Bunun dışında basit bir dolgunluktan bakterilerin memede enfeksiyon yapmasına ve hatta apseleşmeye kadar giden sorunlar söz konusu olabilir. İltahaplanma durumunda memelerden birinde ya da ikisinde ısı artışı, dolgunluk, ağrı ve vücut ısısında artış söz konusudur. Bunlara ek olarak memelerden birinin diğerine göre çok daha ağrılı olması, üzeri kırmızımsı hassas bir şişlik oluşmuş olması öncelikle meme absesi düşündürür. Meme absesi sıklıkla erken aşamalarında tedavi edilmemiş basit bir iltihaplanma sonucunda gelişir.
Meme enfeksiyonu belirtilerinin erken tanınması ve tedavisi abse gelişiminin önlenmesi açısından önemlidir. Apse gelişimi söz konusu olursa cerrahi olarak boşaltılması gerekir.

Günümüzde genellikle normal doğumdan sonra 1 gün, sezaryenden sonra ise ortalama olarak 2 gün hastanede kalmak yeterlidir. Evine giden anne doğum şekli ne olursa olsun mümkün olduğunca dinlenmelidir. Ancak bu dinlenme mutlaka yatak istirahati şeklinde olmamalıdır. Normal doğum yapan annelerin ortalama bir hafta, sezaryen olan annelerin ise günlük yaşantılarına dönmeleri en azından 15-20 gün alacaktır ancak bu sürenin sonuna kadar beklemeden ev içerisinde dolaşmak, basit işleri yapmak hem kişinin kendine olan güvenini arttırır hem de kan dolaşımını destekler. Dolayısıyla özellikle bacaklarda olan damar tıkanıkları gibi problemlerin de ortaya çıkmasını da büyük ölçüde engeller.

Bebek dünyaya geldikten sonra barsak hareketlerinde yavaşlama ve kabızlık olabilir. Bu nedenle dışkıyı yumuşatan lifli gıdalar ve bol sıvı alınması kabızlığı önlemek açısından yararlıdır. Ayrıca ne kadar aktif olunursa barsak hareketleri de o kadar çabuk normale döner.  Doğum sonrası anne beslenmesi konusunda özgürdür. Dilediği ve kendisine dokunmadığını bildiği tüm yiyecekleri yiyip içebilir. Ama tıpkı gebe olduğundaki gibi doğal, katkı maddesi en az olan gıdaları tercih etmek hem kendi hem de yeni doğan bebeği açısından daha doğru olacaktır.

Protein içerikli gıdalar ile taze meyve ve sebzeler özellikle önerilir. Yaygın ama yanlış uygulamalardan birisi de lohusayı aşırı şekerli şeylerle sürekli besleyerek kilo alımına sebep olmaktır. Süt veren annelerin günde 2500-2700 kalori almaları önerilir. Annenin de süt alması uygundur.

Doğum esnasında ve sonrasında bol terleme söz konusu olduğundan kişi kendini genellikle ilk günlerde yıkanma ihtiyacı içersinde hisseder. Genellikle normal doğumdan sonra 2. gün sezaryen sonrası ise 6-7. günden itibaren ayakta duş şeklinde banyo yapılabilir. Bu zamana kadar ise anne vücudunu silip, dilerse başını yıkayabilir. Banyo esnasında zorlanmadıkça vajinaya su kaçmaz. Vajinanın yıkanması ise sakıncalıdır. Lohusalık döneminin sonlarına kadar küvete suyun içersine oturarak yıkanma, havuza, denize girme ve cinsel ilişki önerilmez. Rahim ağzının henüz tam kapalı olmaması iltihaplanma riski yarattığından bu gibi aktiviteler için lohusalık döneminin bitmesi beklenmelidir.

Bu dönemin sonunda çiftler, özellikle de kadın kendini rahat hissettiğinde, cinsel ilişkiye başlayabilir. Doğum sonrasında bazı kadınlarda cinsel ilişki isteği azalabileceği gibi, kimi kadınlarda da artabilir. Her iki durum da normaldir. Çiftlerin birbirlerine gösterdikleri anlayış ve uyum (özellikle erkeğin) önemlidir.

Doğum sonrasında vajende görülebilen kuruluk kadın için rahatsız edici olabilir. Rahatlamak için gliserin kullanılabilir.

Normal doğum sırasında kesilip dikilen epizyo adı verilen yara genelde sağ tarafta olur. Otururken ve yatarken bu tarafa ağırlık vermemek gerekir. Bu bölge tamir edildikten sonraki ilk saatlerde ortaya çıkan ağrı bir burada açık kalan bir damar sebebiyle kan birikmesi anlamına gelebilir. Bu bölgenin ağrısını gidermek için ağızdan alınan ağrı kesiciler genellikle yeterli olabileceği gibi gerekirse ılık oturma banyoları da önerilebilir.

Tuvaletten sonra da bu bölge her seferinde ılık temiz su ya da tercihan içine özel antiseptik katılmış bir suyla yıkanmalıdır.  Doktorunuz size zaten doğum sonrasında bu ilaçları reçete edecektir.

Sezaryen dikişlerinizde ağrı, akıntı, kızarıklık ya da hassasiyet varsa mutlaka hekiminizin bunu değerlendirmesi gerekir. Toplu ve cilt altı yağ dokusu fazla olan bayanlarda cilt altı yağlarının erimesine bağlı şeffaf-sarımsı ve kokusuz bir akıntı bazen görülebilir ama bunun bir iltihaplanma olmadığının mutlaka doktor tarafından değerlendirilmesi gereklidir.  Mikrobik nedenli olmayan bu sezaryen sonrası yara yeri akıntılarında genellikle birkaç gün sıkarak pansuman yapmak yeterli olacaktır.