ANA SAYFA  |  KÜNYE  |  ABONELİK  |  ÜYELİK  |  ARAMA  |  ARŞİV  |  YIL:10  |  SAYI: 562  | 

 
ANA MENÜ

Editör

Kapak

Yazarlar

Karakutu

Dosyalar

Siyaset

Ekonomi

Dünya

Bilişim

Söyleşi

Kültür

Spor

Belgesel

Portreler

Gezi

Sinema

Müzik

Kitap

Alışveriş

 
İNTERAKTİF

Abonelik

Okur Hattı-Bize Ulaşın

Arkadaşına Gönder

Arşiv (tamamı)

 
ARAMA

 
HİT RAPORU
Aktif Ziyaretçi : 276
Toplam Üye : 9,088
Bugünkü Hit : 8,914
Bu aya ait hit : 426,452
Bu yıla ait hit : 5,432,881
 

LİNKLER

Zaman Gazetesi

Cihan Haber Ajans

Samanyolu TV

Burç FM

 

Bebekleriyle büyüyen anneler

Sayı: 561 - 05.09.2005  |  Dilek Hayırlı

‘Bebeğimi kucağıma aldığımda aklıma ilk gelen şey kendimle birlikte onu da öldürmekti. Zaten hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren aldırmak için defalarca girişimde bulunmuştum. Hastanede yanıma getirdiklerinde onunla yüzleşmemek için yorganı kafama çekip uyudum. Saatlerce yüzüne bakamadım. Fakat, gözleriyle ilk karşılaştığım an içimde fırtınalar koptu. Kucağımda savunmasızca yatan canlının benden bir parça olduğunu düşündükçe heyecanlanmaya başladım.” 15 yaşında iken anne olan T.Ş, yavrusu M.Ş ile tanışmasının trajik hikâyesini anlatıyor bu sözlerle. Bir SSK hastanesinin boş koğuşunda yapayalnız iki çocuk vardır ve ikisinin de geleceği meçhuldür.


Erken evlilikler veya cinsel istismar sonucu bebek dünyaya getiren binlerce küçük kızdan biri T.Ş. Hikâyesi ise oldukça tanıdık. Samsun’da yaşayan parçalanmış bir ailenin ortanca kızıdır kendisi. 12 yaşında, arkadaşının tecavüzüne uğrar. Yaşadığı psikolojik travma yetmezmiş gibi 2 yıl boyunca gece gündüz dayak yer babasından. Başına silah dayanarak uykusundan kaldırılır, ölümle tehdit edilir. Baskıya daha fazla dayanamayıp evden kaçar. Kendi durumundaki bir arkadaşıyla İstanbul’un yolunu tutar. Fakat buldukları ortam hayalini kurdukları gibi değildir. Soğuk gecelerde, aç susuz inşaatlarda yatar, geçici işler bulur.

Altı ay sonra bu hayata dayanamaz. Kırıkkale’deki ‘çocukluk aşkı’nın yanına gider. İstanbul’a döndüğünde ise karnında bebeği vardır. Anne olmak ona o kadar uzak bir kavramdır ki geciken âdetlerine rağmen tahmin bile edemez hamile olduğunu. Ev arkadaşlarından biri rüyasında onun hamile olduğunu görür ve test yaptırması için uyarır. Çıkan sonuç T.Ş’yi yıkar: Testler pozitiftir ve artık anne olma yolundadır.

Ev arkadaşları esrar kullanmaktadır. Huzursuz olmaya başlar. İstanbul’da ticari amaçlı cinsel sömürüye alet edilen kızların tedavi edildiği bir rehabilitasyon merkezine taşınır. En azından kalacak yeri ve yiyecek yemeği vardır; ama karnındaki çocuğu benimseyemez. Ne onun için alışveriş yapar ne de onun geleceğiyle ilgili plan: “9 ay boyunca bir kez bile olsun karnımı okşamadım. O yokmuş gibi davrandım.” diyen T.Ş yaklaşık 11 ay önce anne olur. Yaşayamadığı çocukluğuna engel olarak gördüğü bebeğine içten içe kin besler. Bir ay baktıktan sonra yuvaya vermeyi düşünür. Ancak zamanla alışır anneliğe. Normalde asla uykusunu bölmeyen birisi iken şimdi her seste uyanıyor, çocuğunu kontrol ediyor. Zaman zaman da çok zorlandığını söylüyor: “Çok sinirlendiğim anlarda bırakıp gitmek istiyorum. Yurdun kapısına kadar geliyorum, ama çıkamıyorum. Çünkü bir parçamı orada bırakıyorum.”

Çocuğunun babasıyla görüşmeye devam eden; ancak yaşı tutmadığı için evlenemeyen T.Ş, şimdi liseyi dışarıdan bitirerek eğitimini tamamlamaya çalışıyor. Kendi ayakları üzerinde durabileceği bir işte çalışmak ve çocuğuna iyi bir gelecek hazırlamak isteyen genç kız, 1 yaşından sonra çocuğunu yuvaya verecek. Para kazanmaya başlayınca da geri alacak. “Önceden olsaydı çocuğumu yuvaya verip bir daha almak istemezdim. Ama şimdi bütün hayatımı ona adamaya hazırım.” diye konuşuyor.

Küçük yaşta anne olan kızların hikâyesi T.Ş’ninki ile sınırlı değil. S.Y (15) de henüz çocuk yaşta olmasına rağmen yaklaşık 1 ay sonra anne olacak. Hikâyesi T.Ş’ninkine çok benziyor. Dayakçı bir baba, parçalanmış aile, eğitimsizlik ve şiddet... Sürekli alkol alan babasının kendisini dövmesi yüzünden evden kaçar S.Y. Gidecek yeri olmadığından bir hafta boyunca bir türbede kalır. Burada tanıştığı bir gencin evine taşınır daha sonra. Evde üç erkek beraber kalmaktadır. Genç kız, bir şirkette güvenlik görevlisi olarak çalışan S. (22) ile imam nikahı yapar ve beraber olur. Fakat bu durum S’nin ailesi tarafından kabul görmediğinden evden atılır. Bir arkadaşının evine sığınır, konfeksiyonda iş bulur. Sonra hamile olduğunu fark eder. Fakat ne S’nin ailesi ne de kendi ailesi tarafından kabul edilir. Polislerin rutin bir kontrolü sırasında kimliği olmadığı gerekçesiyle gözetim altına alınarak sığınma evine getirilir.

5 bin çocuk cinsel istismar kurbanı

S.Y beş aydır koruma altında ve bir ay sonraki doğuma hazırlanıyor. Onu kabullenmesi oldukça zor olmuş. Fakat T.Ş gibi, doğacak evladını tamamen reddetmiyor. Dünyaya getireceği bebeği için ninniler söyleyip onunla konuşuyor. İki canı bir bedende taşımak yaşının küçüklüğüne rağmen S.Y’nin hayatında hiçbir şey değiştirmemiş. Bebeğine dikkat etmek bir kenara arkadaşlarıyla top oynuyor, hareketli müziklerde zıplayarak dans ediyor hâlâ. İlk zamanlar aşerdiği için canı sık sık erik isteyen S.Y. kaldığı kurumdaki yetkilileri de bıktırmış. Hatta erik istemesi gece yarısı tutunca kurumun güvenlik görevlisi açık manav arayıp erik getirmiş: “Çocuğumu ne yurtta ne de üvey baba yanında büyüteceğim. Bir daha da evlenmeyeceğim. Aslında, evlenme yaşım geldiğinde telli duvaklı gelin olup sağlık bir bebek dünyaya getirmek, onu mükemmel yetiştirmek isterdim.”

Çocuk yaştaki annelerin acı hikâyeleri sadece bu iki küçük kızın yaşadıklarıyla bitmiyor. Onlar, erken evlilikle veya cinsel sömürüyle küçük yaşta anne olan genç kızlardan sadece birkaçı. Türkiye’de 18 yaş altı evli genç kızların sayısı 10 bini geçiyor. Araştırmalar cinsel istismara genel olarak 8-11 yaş grubu arasındaki çocukların maruz kaldığını gösteriyor. Mahkemelere yansıyan vakalara göre, çocuğa istismarın yüzde 57’sinin baba, yüzde 4’ünün ağabey, yüzde 3’ünün yakın akraba, yüzde 26’sının ikinci akraba tarafından yapıldığı ortaya çıkıyor. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün “Çocuklara ve Kadınlara Karşı Şiddet, Aile İşi Şiddet ve Cinsel İstismarın Önlenmesi” adlı 2004 yılı istatistikleri, şiddet ve istismarın ürkütücü boyutlara ulaştığını gözler önüne seriyor. Verilere göre, Adli Tıp Kurumu’na “cinsel istismar” şikayeti ile 1455 çocuk geldiği hâlde bu rakam gerçekte 5 bin. Resmî rakamlara göre, cinsel istismara uğrayanların yüzde 85’i yani 1236’sı kız. İstismarların yüzde 15’i ise erkek çocuklara yönelik.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 2004’te yapılan araştırmaya göre ise, 12-14 yaş arası evli kız çocuklarının sayısı 10 bin 484. Kanunî barajın üstüne çıkan 15-19 yaş grubundakilerin yani çocuk yaştaki evlilerin sayısı da 463 bin 480. Bu rakamlar binlerce çocuk annenin ekonomik sıkıntı ve sahipsizlik nedeniyle sokaklara itildiğini gösteriyor. Çocuk istismarı ve binlerce trajik öykünün altında yatan gerçek ise ailelerin ekonomik güçsüzlüğü. Sokağa düşen ya da çocuk yaşta anne olan binlerce genç kızın hikâyesinin ortak noktası fakirlik ve ailelerinin cehaleti. Uzmanlar nüfusun yüzde 36’sının yoksul ve orta gelirli olmasından dolayı Türkiye’de bu tür sosyal yaraların daha da artabileceğini söylüyor.

Küçük yaşta evlenip, kaçanlar da var

Cinsel istismara uğrayarak anne olan genç kızların yanı sıra ülkemizin doğusunda gelenek sayılan erken evlilikler neticesinde anne olanlar da var. Bir de başlık parası karşılığı, istemediği erkeklerle evlendirilip anne olanlar... Onlardan biri henüz 15’inde 3 çocuk annesi olan S.A. Batman’ın Beşiri İlçesi İkiköprü Köyü’nde 11 çocuklu İzzet ve Bende Ayaz çiftinin altıncı çocuğu olarak dünyaya gelir. Okula gönderilmediği için pamuk ve tütün tarlalarında çalıştırılır. O günleri şöyle anlatıyor: “Sabah ezanıyla kalkıp tarlanın yolunu tutardık. Çocuk aklı işte. İş hızlı yapılacakmış, çok tütün toplanacakmış umurumda değildi. Çamurdan bebek yapıp evcilik oynardım pamuk tarlasında.” Bir süre sonra küçük bedeni yorgunluğa daha fazla dayanamaz. Çareyi pamuk tarlasında tanıştığı ve âşık olduğu S.A. ile evlenmekte bulur.

En büyük hayali gelinlik giymektir S.A’nın. “Gelinlik giymeden bu evden adımımı dışarı atmam.” diye diretir. Yalanla ilk kez o zaman tanışır; “Çok küçüksün, sana göre gelinlik yok.” derler kendisine. Evlendikten sonra eşinin ailesiyle birlikte İstanbul’un yolunu tutar genç kız. 11 yaşında iken ilk çocuğu Betül’ü dünyaya getirir. Sonra 3 yaşındaki kızı Seçil’i, eşi askerdeyken de 2 yaşındaki oğlu Can’ı... İlk zamanlar kayınvalidesiyle birlikte kalır İstanbul’da. Ancak, aile “Biz kendi boğazımıza zor bakıyoruz. Başınızın çaresine bakın.” diyerek gelinlerini 3 çocuğuyla birlikte kapı dışarı eder. Genç kadın şimdi Eminönü’de harap bir binanın 20 metrekarelik tek gözlü odasında hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Eşi M.A. askerden döndükten sonra 300 YTL’ye bir lokantada iş bulur. Aldığı paranın yarısını ev kirasına verdiğinden geçim sıkıntısı çekerler. Genç kadın, “Çocuklarıma çoğu zaman yemek bile yediremiyorum, aç karnına yatıyorlar.” derken göz yaşlarına hâkim olamıyor. Boğazına düğümlenen hıçkırıklarla, özlem duyduğu hayatı şöyle anlatıyor: “Küçük bir evim, çamaşır makinem, buzdolabım olsun; çocuklarımın karnını doyurabileyim. Başka bir şey istemem.” Yorgunluğu ve evlendiğine pişman olduğu gözlerinden belli oluyor. “Bu sıkıntıları çekeceğimi bilsem, evlenir miydim hiç? Evde kalır, çürüyüp toprak olur yine de evlenmezdim.” diyor. Üç çocuğuna bile bakamazken iki aylık hamile olan S.A. çocuğunu aldırmak istemiyor. “Allah’ın verdiği canı ben nasıl alırım, yaşamak onun da hakkı değil mi?” diye soruyor.

Erken evlenenlerden de bir diğeri de Adanalı Z.Y. Onun hikâyesi de çok farklı değil aslında. Çalışmayan bir baba, sürekli dayak yiyen bir anne, huzur olmayan bir aile ortamı. “Çok kötü bir çocukluk geçirdim. Gözümü açtığım günden beri anne babamın kavgalarına şahit oldum. O kadar fakirdik ki yiyecek ekmeğimiz bile olmuyordu.” diyor. 5 yaşındayken annesiyle babası boşanır. Z.Y. evli olan ablasının yanında kalmaya başlar. Ancak ablasıyla eniştesinin de kavgaları hiç bitmez. 15 yaşına geldiğinde niyeti hayırlısıyla kendi yuvasını kurmaktır.

O günlerde oğulları H.Y’yi evlendirmeyi düşünen Bilek ve Vedat Yıldız çifti memleketleri Adana’ya tatile gelir. Teyzesinin torunu Z.Y’yi çok beğenen Bilek Hanım, kızın bakacak kimsesi olmadığını bildiğinden onu başına kötü bir hal gelmesindense gelin almayı düşünür. Evliliğin ne anlama geldiğini bile bilmediği bir yaşta, görücülere kahve ikram ederken bulur kendini. “Seni istemeye geldik.” dediklerinde gülüp kaçar. Sonra evleneceği kişiyle bir defa görüşme imkânı bulur. Kendisine sahip çıkan aileyi sevdiği için evlenmeyi kabul eder.

İki hafta içinde evlenirler. Düğününde o kadar çok eğlenir ki... “Sanki evlenen ben değildim. Herkes annesinden babasından ayrılıyor diye ağlarken, ben bir ailem olacak diye seviniyordum.” diyerek anlatıyor mutluluğunu. Kaynanası hiç gelini gibi davranmaz Z.Y’ye. Temizlik yapmaktan yemek pişirmeye kadar pek çok şeyi ondan öğrenir. Evliliğinin birinci ayında küçük kızı D.Y’ye hamile kalır: “Çocuğumuzun olacağını öğrendiğimizde eşim de ben de ne yapacağımızı şaşırdık. Bir yandan seviniyor, bir yandan da ben bu çocuğa nasıl bakarım diye kara kara düşünüyordum.” Kaynanası bu konuda onu yalnız bırakmaz. Minik D’yi büyütür.

Fotoğrafın pozitif ve negatif yanları üç aşağı beş yukarı böyle. Ancak geleneklerin saklı tutmayı zorunlu kıldığı tecavüz ve erken evlilikleri töre cinayetlerine kurban giden isimsiz genç kızların akıbetleri hemen hergün gazetelere konu olmaya devam ediyor. Kamuoyuna en son yansıyan dramlardan biri geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da yaşandı. 12 yaşında kaçırılarak tecavüze uğrayan, sonra kendisine tecavüz eden kişiyle imam nikâhı kıyarak evlenmek zorunda kalan bir çocuk annesi 15 yaşındaki R.G’nin hikâyesi herkesin içini burktu. Küçük kız kendisine tecavüz etmeye kalkan kayınpederine direnince burnu kesilmişti. Eşi, bir çocuğa tecavüz suçundan cezaevinde yatan talihsiz genç kızın kayınbiraderleri, R.G’nin başka erkeklerle birlikte olduğu için burnunun kesildiğini önü sürmüşlerdi. Çocuğunu eşinin ailesini bırakıp baba ocağına giden küçük anne, “Artık ölüm korkusuyla yaşıyorum. Ama bu bile umurumda değil. Yeter ki çocuğumu göreyim.” diyor.

İstanbul’da ticari amaçlı cinsel sömürüye alet edilmiş kızların tedavisinin yapıldığı iki rehabilitasyon merkezi var. Merkez müdürleri, kendilerine ulaşan çocukların uyuşturucu ve fuhuş tüccarlarının elinden alındığını, birçoğunun ailesinden kaçtığını belirtiyor. Kuruma getirilen kız çocuklarının birçoğunun hamile olduğunu söyleyen kurum müdürü, kızların yasal çocuk aldırma süresi olan 10 haftayı geçirmiş oldukları için çocuklarını doğurmak zorunda kaldıklarını anlatıyor. 2004’te kurulan kuruma iki yılda 7 hamile genç kızın geldiğini; bunlardan beşinin doğumdan sonra çocuklarını bırakıp kaçtığını ifade ediyor. Kurum müdürü sık sık öfke patlamaları yaşayan küçük annelerin çocuklarını doğurmak istemediklerine ve düşük yapmak için kendilerine zarar verecek teşebbüslerde bulunduklarına dikkat çekiyor. 20 kişilik yurtta iki psikolog ve bir öğretmenle çocuklara destek verdiklerini belirterek, onlara çocuklarını doğurmaları gerektiğini, her türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanacağı teminatını verdiklerini söylüyor.

Bu merkezlerde kalan kız çocuklarına el sanatları, kumaş, ahşap, cam boyama, resim, heykel ve seramik gibi alanlarda kurslar veriliyor. İstanbul’daki her türlü kültür ve sanat faaliyetinden bedava yararlanan çocuklar, konsere, tiyatroya, sinemaya, haftada bir kez de denize veya pikniğe gidebiliyorlar. Çocukların hepsi öğretimlerini sürdürüyor. Okuma yazma bilmeyenlere ise kurs veriliyor. Çalışmak isteyenler Halk Eğitim Merkezleri’nin açtığı terzilik, kuaförlük kurslarına katılıyor, sonra da iş yerlerine yerleştiriliyor. Ayrıca, yemek yapmayı öğreniyor, ikindi çayları için pasta-börek hazırlıyorlar. Çocukların gıdadan giyime, temizlikten kozmetiğe her türlü ihtiyacı devlet tarafından karşılanıyor. Üniversiteyi kazanıp başka şehre gidenlerle irtibat koparılmıyor; onların okullara ve evlere yerleştirilmelerine için yardım ediliyor. Erken yaşta çocuk sahibi olan genç kızların fiziksel ve psikolojik gelişmelerini tamamlamadığına işaret eden Psikolog Mehmet Yıldırım, küçük annelerin, hedeflerine engel olacağını düşündükleri bebeklerini, hatta kendilerini öldürebileceklerini söylüyor. Cinsel istismara uğrayan çocukta çoğu zaman rahatsız edici duygular, düşünceler veya davranışlar gelişebileceğini hatırlatıyor: “Parmak emme, tırnak yeme, bulantı, kusma, karın ve baş ağrıları görülebilir. Cinsellik veya seks konularına anormal ilgi gösterme veya tamamen ilgisiz kalma, uyku sorunları yaşayabilir ya da sürekli kâbus görebilir. Depresyon veya aile fertlerinden uzaklaşma, okula gitmeyi istememe, normalin dışında yaramazlıklar yapma, söz dinlememe de yaşanabilir.” Küçük annelerin henüz annelik sorumluluğu alacak konumda olmadıklarını ifade eden Mehmet Yıldırım, “O yaştaki çocuklar genellikle oyun oynamak ister. Bebeğin ise ihtiyaçları fazladır. Altını temizlemek, karnını doyurmak gerekir. Hiçbir çocuk gece uykusunu bozmak istemez. Bu yüzden küçük yaşta anne olan kızlara aile bireylerinin destek olması gerekir.” diyor.

Memorial Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr. Selman Laçin, fiziksel gelişimini tamamlamadan hamile kalan kızların doğum esnasında tıbbi olarak bir sorun yaşamadıklarını; ancak asıl tehlikenin gebelik zehirlenmeleri olduğunu söylüyor. Bu tür gebeliklerde en çok korktukları durumun ‘gebelik zehirlenmesi’ olduğunu vurgulayarak, vücutta şişme, tansiyon yüksekliği şeklinde kendini gösteren hastalığın gebelik yaşı düştükçe arttığını belirtiyor. Gebelik süresi 10 haftadan fazla olan kadının çocuğunu aldıramayacağını belirten Selman Laçin, yasal süreyi aşmamış genç kızların kendi ve ailesinin rızası olmadan çocuğunu aldıramayacağını dile getiriyor. Laçin’e göre, gebelik süresi 10 haftayı geçen kadın bebeğini isteyerek düşürmesi hâlinde 1 yıla kadar hapis veya adli para cezasına çarptırılır. İdeal annelik yaşının 25 olduğunun altını çizen Laçin, küçük yaşta anne olan genç kızların psikolojik olarak annelik fikrine hazır olmadıklarını dile getiriyor. Bu hazırlıksızlık hâli intihar, saldırganlık, fuhuş, hırsızlık gibi yeni sosyal yaralara yol açıyor.

İstismarın cezası artıyor

Türkiye’de ticari cinsel sömürüye alet edilen, tecavüze uğrayan ve erken evlendirilen kız sayısının çok olmasında cezaların caydırıcı, çocuğu yetiştirecek kurumların yeterli olmamasının rolü büyük. İstanbul Barosu Çocuk Hakları Komisyonu Üyesi Avukat Ufuk Gürler, “Türkiye’de 18 yaşından küçük çocukların şiddet görmesi hâlinde onu koruyacak yasal düzenlemeler var; ancak uygulamada sorunlar yaşanıyor. Üstelik, çocuğu koruma altına alacak kurumlar da yeterli değil. Bu kızlar çoğu zaman adli suçlara karıştıkları için Sosyal Hizmetler’in bazı kurumlarına alınmıyorlar.” diyor. Gürler’e göre, 15 yaşını geçmiş bir çocukla, cebir, tehdit olmaksızın cinsel ilişkiye giren kişiler, mağdurun şikayeti üzerine en fazla 6 aydan 2 yıla kadar hapisle yargılanabilir.

Eski Türk Ceza Kanunu, 15 yaşından küçük kızın ırzına geçmeye 5 seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis, reşit olmayanla rızasıyla cinsel ilişkiye ise 8 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngörüyordu. Ancak infaz yasasına göre iyi hâli göz önünde bulundurularak cezanın beşte ikisini çekiyordu. 1 Haziran’da yürürlüğe giren yeni TCK’da ise çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyor. İnfaz Yasası’ndaki “şartlı tahliye” şartları ağırlaştığından suçlu çoğu zaman cezasının tamamını çekiyor.

Avukat Ufuk Gürler, zorla evlendirilen kız çocuklarının, evliliğin öngördüğü cinsel birleşmeyi reddedebileceğini, buna rağmen birleşme zor kullanılarak sağlanırsa, o zaman kadının kendisine şiddet uygulanarak birleşme sağlandığı yolunda savcılığa şikayette bulunabileceğini söylüyor. Mahkeme, “Zorla evlendirildiği” ifadesiyle Medeni Kanunun 116, 117 veya 118. maddelerinden birine dayanarak evliliği feshedebilir. Ancak bu fesih davası evlenmeden itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır. Aksi hâlde zaman aşımına uğruyor. Güler’e göre, Türk Ceza Kanunu’nda “aile içi cinsel istismar” ya da “ensest” ile ilgili özel bir hüküm yok; ancak Türk Ceza Kanunu’nun 417. maddesine göre, cinsel istismar olayının ırza geçmeye kadar gitmesi hâlinde cezanın yarısı kadar artırılabileceği belirtiliyor. Bunun için de istismarın ispatlanması lâzım. Psikolojik ve fiziksel etkilerin bir doktor veya uzman raporuyla belgelenmesi de şart.

Tecavüze uğrayan kızların, tecavüzcünün eşkalini biliyorsa babalık davası açabileceğini anlatan Gürler, maddi ve manevi tazminat taleplerini hukuk davasıyla öne sürebileceğini ifade ediyor. Babalık davası kazanılsa bile çocukların annenin nüfusuna kaydedildiğini belirterek, “Baba çocuğa nafaka vermek zorunda.” diyor. Ancak bugüne kadar kayıtlara giren dava sayısı bir elin beş parmaklarını geçmeyecek kadar az. Yani bu tip trajedilerin üstü hukuki olarak da örtülüyor. Avukat Ufuk Gürler, zorla evlendirmelerde imam nikâhı yapıldığı için suç işleyen ailelerin tespit edilemediğini ve haklarında yasal işlem yapılmadığını belirtiyor. Çocuklarını zorla evlendiren ailelerin bilinçsiz olduğunu ve geleneklerini devam ettirdikleri gibi bir inançla hareket ettiklerini vurgulayarak, “Bu aileler suç işlediklerinden bile habersiz. O yüzden siz cezaları ne kadar artırırsanız artırın haberleri bile olmuyor.” diyor.

Sorun bu kadar büyük fakat alınan önlemler yeterli değil. Kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu başkanlığında, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından “Sokakta Yaşayan/Çalıştırılan Çocuklara Yönelik Hizmet Modeli” eş güdüm toplantısında sorunlar tespit edildi ve bazı öneriler getirildi. Ancak bunların hayata geçirilmesi için ciddi bir çalışmanın ve gerekli düzenlemelerin bir an evvel yapılması gerekiyor.

YENİ CEZA KANUNU’NDAKİ HÜKÜMLER

1 Haziran’da yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu’nun 103/1 maddesi gereğince çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılıyor. Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası veriliyor. Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. TCK’nın 103/6 maddesi gereğince suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, 15 yıldan az olmamak üzere hapis cezası veriliyor. Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

TCK’nın 104/1 maddesi gereği cebir ve tehdit-hile olmaksızın 15 yaşını bitirmiş mağdurun şikayeti üzerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilebiliyor. Şikayetten vazgeçilmesi durumunda dava düşüyor. Fail mağdurdan 5 yaştan büyükse, şikayet şartı aranmaz. Kamu davası olur ve ceza iki kat artırılır. TCK’nın 99/1 sayılı “Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma” maddesi gereğince mağdurun rızası olmaksızın çocuk düşürtme, 5 yıldan 10 yıla dek hapis, rızaya dayalı olsa bile, tıbbi zorunluluk bulunmadığı hâlde gebelik süresi 10 haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişiye 2 yıldan 4 yıla, kadının beden ve ruh sağlığına zarar verilmesi hâlinde 6 yıldan 12 yıla dek hapis cezası verilecek. Gebeliğini 10 haftadan fazla olması hâlinde kadının çocuğu isteyerek düşürmesi hâlinde anne 1 yıla kadar hapis ve adli para cezası verileceği öngörülüyor. Fiil kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına sebep olmuş ise, kişi 6 yıldan 12 yıla, fiil kadının ölümüne neden olması hâlinde 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezasına hükmolunuyor. Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması hâlinde, süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak şartıyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmiyor. Ancak, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekiyor.

DÜNYANIN DA BAŞI DERTTE

Çocuk anneler ve küçük yaşta cinsel istismar sadece Türkiye’nin değil, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin de kanayan yarası. Birkaç ay önce İngiltere’de okul çağındaki kızların hamile kalıp çocuk doğurmalarıyla ilgili tartışmalar yaşandı. Yaşları 12, 14 ve 16 olan üç kız kardeşin arka arkaya bebek sahibi olması dünya kamuoyunda şok etkisi yaptı. Henüz öğrenciyken cinsel ilişkiye girerek hamile kalan ve bebeklerini aldırmak yerine dünyaya getirmeyi tercih eden Natasha, Jade ve Jemma, anneleriyle birlikte yaşıyor ve devletten aldıkları haftalık 600 pound yardımla geçinmeye çalışıyorlar.

Dünyadaki çocuk istismarı yüzde 10

Araştırmalar dünyada kız çocukları ile ilgili istismarın yüzde 10 civarında olduğunu gösteriyor. Şili, Peru, Malezya, Meksika, Panama, Papua Yeni Gine ve Amerika’daki adalet sistemleri ve tecavüz kriz merkezlerinden edinilen bilgiye göre, bilinen cinsel saldırı kurbanlarının üçte biri ile üçte ikisi arası kurbanlar 15 yaş ve altında. Örneğin, Güney Afrika’nın başkenti Cape Town’ın varoşlarındaki bir klinikte yaş ortalamaları 16 olan 192 genç annenin yüzde 32’si ilk cinsel ilişkilerinin zorlanarak gerçekleştiğini söylüyor. Bu annelerden yüzde 72’si de herhangi bir noktada istemeden seks yapmak durumunda kaldıklarını ve yüzde 11’i de tecavüze uğradığından söz ediyor. Bu annelerden yüzde 78’i eğer cinsel ilişkiyi reddederlerse dövüleceklerini, yüzde 39’u kendilerine gülüneceğinden, yüzde 6’sı da arkadaşlarını kaybetmekten korktuklarını söylüyor. Yüzde 58’lik bir kısım anne de cinsel partnerinin kendisini 10 ya da daha fazla kez dövdüğünü anlatıyor. Benzer şekilde, ABD’de 14 yaşından önce cinsel ilişki yaşamış kızların yüzde 24’ü bunun zorla gerçekleştiğinden söz ediyor.

İSTANBUL’DAKİ DURUM

İstanbul’da 5 ayda 90 kız çocuğu cinsel istismara maruz kaldı. İstanbul Valiliği, Sosyal Hizmet Kurumları, Polis ve Jandarma ile yapılan işbirliği sonucunda yapılan çalışmalarda 1 Ocak 2005 ile 31 Mayıs 2005 tarihleri arasında İstanbul’da cinsel istismara uğrayan çocuk sayısının 90 olduğu belirtiliyor. Raporda, 77 çocuk hakkında yasal işlem yapıldığı, 16 çocuğun ailesine edildiği, 10 çocuğunda teslim edildikleri kuruluşları terk ettikleri bildiriliyor.


Yazıcıya Gönder  Arkadaşına Gönder

 

Yorumlarınız

¬ Ben de çocuklarımla büyüdüm [İlgi Ersoy/10-Eylül-2005]

¬ İnsan hayatına değer verilmiyor [Ahmet Gökçe/08-Eylül-2005]

¬ Sebep maneviyat eksikliği [Ersin Aslan/07-Eylül-2005]

{ Yorumlarınızı Paylaşın }

 

 

Bu kategorideki diğer yazılar

Özgürlüklere yasal gölge - Kerim Balcı

Bebekleriyle büyüyen anneler - Dilek Hayırlı

Mecburi istikamet organik tarım - Zafer Özcan

Mülteci mafyası 7 milyar dolar kazanıyor! - Ufuk Şanlı - Ercan Gün

Kadınlar cami ile barışıyor - Tuba Kabacaoğlu

İran kimliğini arıyor - Muhsin Öztürk

PKK’nın derdi Kürtler değil - Erhan Başyurt - Haşim Söylemez

Örgütte üçüncü kırılma dönemi - Ercan Gün

PKK’da mafya çatışması - Gamze Polat

Efsane kurs Kestanepazarı... - Cemal A. Kalyoncu

 

Yazarın önceki yazıları

Bebekleriyle büyüyen anneler - SAYI: 561

Sarı taksiye güvenlik makyajı - SAYI: 532

Kızını sevmeyen dizini döver - SAYI: 502

 

 

 
   

AKSİYON DERGİSİ Fevzi Çakmak mh. A.Taner Kışlalı cd. No:6 34194 Yenibosna / İstanbul
TLF: (0212) 454 1 454 FAX: (0212) 454 86 25 EMAIL:okur@aksiyon.com.tr
Bu site Popüler Internet Services tarafından hazırlanmaktadır.