 ‘Bebeğimi kucağıma aldığımda aklıma ilk gelen şey
kendimle birlikte onu da öldürmekti. Zaten hamile olduğumu
öğrendiğim andan itibaren aldırmak için defalarca girişimde
bulunmuştum. Hastanede yanıma getirdiklerinde onunla
yüzleşmemek için yorganı kafama çekip uyudum. Saatlerce yüzüne
bakamadım. Fakat, gözleriyle ilk karşılaştığım an içimde
fırtınalar koptu. Kucağımda savunmasızca yatan canlının benden
bir parça olduğunu düşündükçe heyecanlanmaya başladım.” 15
yaşında iken anne olan T.Ş, yavrusu M.Ş ile tanışmasının
trajik hikâyesini anlatıyor bu sözlerle. Bir SSK hastanesinin
boş koğuşunda yapayalnız iki çocuk vardır ve ikisinin de
geleceği meçhuldür.
Erken evlilikler veya
cinsel istismar sonucu bebek dünyaya getiren binlerce küçük
kızdan biri T.Ş. Hikâyesi ise oldukça tanıdık. Samsun’da
yaşayan parçalanmış bir ailenin ortanca kızıdır kendisi. 12
yaşında, arkadaşının tecavüzüne uğrar. Yaşadığı psikolojik
travma yetmezmiş gibi 2 yıl boyunca gece gündüz dayak yer
babasından. Başına silah dayanarak uykusundan kaldırılır,
ölümle tehdit edilir. Baskıya daha fazla dayanamayıp evden
kaçar. Kendi durumundaki bir arkadaşıyla İstanbul’un yolunu
tutar. Fakat buldukları ortam hayalini kurdukları gibi
değildir. Soğuk gecelerde, aç susuz inşaatlarda yatar, geçici
işler bulur.
Altı ay sonra bu hayata dayanamaz.
Kırıkkale’deki ‘çocukluk aşkı’nın yanına gider. İstanbul’a
döndüğünde ise karnında bebeği vardır. Anne olmak ona o kadar
uzak bir kavramdır ki geciken âdetlerine rağmen tahmin bile
edemez hamile olduğunu. Ev arkadaşlarından biri rüyasında onun
hamile olduğunu görür ve test yaptırması için uyarır. Çıkan
sonuç T.Ş’yi yıkar: Testler pozitiftir ve artık anne olma
yolundadır.
Ev arkadaşları esrar kullanmaktadır.
Huzursuz olmaya başlar. İstanbul’da ticari amaçlı cinsel
sömürüye alet edilen kızların tedavi edildiği bir
rehabilitasyon merkezine taşınır. En azından kalacak yeri ve
yiyecek yemeği vardır; ama karnındaki çocuğu benimseyemez. Ne
onun için alışveriş yapar ne de onun geleceğiyle ilgili plan:
“9 ay boyunca bir kez bile olsun karnımı okşamadım. O yokmuş
gibi davrandım.” diyen T.Ş yaklaşık 11 ay önce anne olur.
Yaşayamadığı çocukluğuna engel olarak gördüğü bebeğine içten
içe kin besler. Bir ay baktıktan sonra yuvaya vermeyi düşünür.
Ancak zamanla alışır anneliğe. Normalde asla uykusunu bölmeyen
birisi iken şimdi her seste uyanıyor, çocuğunu kontrol ediyor.
Zaman zaman da çok zorlandığını söylüyor: “Çok sinirlendiğim
anlarda bırakıp gitmek istiyorum. Yurdun kapısına kadar
geliyorum, ama çıkamıyorum. Çünkü bir parçamı orada
bırakıyorum.”
Çocuğunun babasıyla görüşmeye devam eden;
ancak yaşı tutmadığı için evlenemeyen T.Ş, şimdi liseyi
dışarıdan bitirerek eğitimini tamamlamaya çalışıyor. Kendi
ayakları üzerinde durabileceği bir işte çalışmak ve çocuğuna
iyi bir gelecek hazırlamak isteyen genç kız, 1 yaşından sonra
çocuğunu yuvaya verecek. Para kazanmaya başlayınca da geri
alacak. “Önceden olsaydı çocuğumu yuvaya verip bir daha almak
istemezdim. Ama şimdi bütün hayatımı ona adamaya hazırım.”
diye konuşuyor.
Küçük yaşta anne olan kızların hikâyesi
T.Ş’ninki ile sınırlı değil. S.Y (15) de henüz çocuk yaşta
olmasına rağmen yaklaşık 1 ay sonra anne olacak. Hikâyesi
T.Ş’ninkine çok benziyor. Dayakçı bir baba, parçalanmış aile,
eğitimsizlik ve şiddet... Sürekli alkol alan babasının
kendisini dövmesi yüzünden evden kaçar S.Y. Gidecek yeri
olmadığından bir hafta boyunca bir türbede kalır. Burada
tanıştığı bir gencin evine taşınır daha sonra. Evde üç erkek
beraber kalmaktadır. Genç kız, bir şirkette güvenlik görevlisi
olarak çalışan S. (22) ile imam nikahı yapar ve beraber olur.
Fakat bu durum S’nin ailesi tarafından kabul görmediğinden
evden atılır. Bir arkadaşının evine sığınır, konfeksiyonda iş
bulur. Sonra hamile olduğunu fark eder. Fakat ne S’nin ailesi
ne de kendi ailesi tarafından kabul edilir. Polislerin rutin
bir kontrolü sırasında kimliği olmadığı gerekçesiyle gözetim
altına alınarak sığınma evine getirilir.
5 bin çocuk
cinsel istismar kurbanı
S.Y beş aydır koruma altında
ve bir ay sonraki doğuma hazırlanıyor. Onu kabullenmesi
oldukça zor olmuş. Fakat T.Ş gibi, doğacak evladını tamamen
reddetmiyor. Dünyaya getireceği bebeği için ninniler söyleyip
onunla konuşuyor. İki canı bir bedende taşımak yaşının
küçüklüğüne rağmen S.Y’nin hayatında hiçbir şey değiştirmemiş.
Bebeğine dikkat etmek bir kenara arkadaşlarıyla top oynuyor,
hareketli müziklerde zıplayarak dans ediyor hâlâ. İlk zamanlar
aşerdiği için canı sık sık erik isteyen S.Y. kaldığı kurumdaki
yetkilileri de bıktırmış. Hatta erik istemesi gece yarısı
tutunca kurumun güvenlik görevlisi açık manav arayıp erik
getirmiş: “Çocuğumu ne yurtta ne de üvey baba yanında
büyüteceğim. Bir daha da evlenmeyeceğim. Aslında, evlenme
yaşım geldiğinde telli duvaklı gelin olup sağlık bir bebek
dünyaya getirmek, onu mükemmel yetiştirmek
isterdim.”
Çocuk yaştaki annelerin acı hikâyeleri
sadece bu iki küçük kızın yaşadıklarıyla bitmiyor. Onlar,
erken evlilikle veya cinsel sömürüyle küçük yaşta anne olan
genç kızlardan sadece birkaçı. Türkiye’de 18 yaş altı evli
genç kızların sayısı 10 bini geçiyor. Araştırmalar cinsel
istismara genel olarak 8-11 yaş grubu arasındaki çocukların
maruz kaldığını gösteriyor. Mahkemelere yansıyan vakalara
göre, çocuğa istismarın yüzde 57’sinin baba, yüzde 4’ünün
ağabey, yüzde 3’ünün yakın akraba, yüzde 26’sının ikinci
akraba tarafından yapıldığı ortaya çıkıyor. Başbakanlık
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün “Çocuklara ve Kadınlara
Karşı Şiddet, Aile İşi Şiddet ve Cinsel İstismarın Önlenmesi”
adlı 2004 yılı istatistikleri, şiddet ve istismarın ürkütücü
boyutlara ulaştığını gözler önüne seriyor. Verilere göre, Adli
Tıp Kurumu’na “cinsel istismar” şikayeti ile 1455 çocuk
geldiği hâlde bu rakam gerçekte 5 bin. Resmî rakamlara göre,
cinsel istismara uğrayanların yüzde 85’i yani 1236’sı kız.
İstismarların yüzde 15’i ise erkek çocuklara
yönelik.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM)
2004’te yapılan araştırmaya göre ise, 12-14 yaş arası evli kız
çocuklarının sayısı 10 bin 484. Kanunî barajın üstüne çıkan
15-19 yaş grubundakilerin yani çocuk yaştaki evlilerin sayısı
da 463 bin 480. Bu rakamlar binlerce çocuk annenin ekonomik
sıkıntı ve sahipsizlik nedeniyle sokaklara itildiğini
gösteriyor. Çocuk istismarı ve binlerce trajik öykünün altında
yatan gerçek ise ailelerin ekonomik güçsüzlüğü. Sokağa düşen
ya da çocuk yaşta anne olan binlerce genç kızın hikâyesinin
ortak noktası fakirlik ve ailelerinin cehaleti. Uzmanlar
nüfusun yüzde 36’sının yoksul ve orta gelirli olmasından
dolayı Türkiye’de bu tür sosyal yaraların daha da
artabileceğini söylüyor.
Küçük yaşta evlenip, kaçanlar
da var
Cinsel istismara uğrayarak anne olan genç
kızların yanı sıra ülkemizin doğusunda gelenek sayılan erken
evlilikler neticesinde anne olanlar da var. Bir de başlık
parası karşılığı, istemediği erkeklerle evlendirilip anne
olanlar... Onlardan biri henüz 15’inde 3 çocuk annesi olan
S.A. Batman’ın Beşiri İlçesi İkiköprü Köyü’nde 11 çocuklu
İzzet ve Bende Ayaz çiftinin altıncı çocuğu olarak dünyaya
gelir. Okula gönderilmediği için pamuk ve tütün tarlalarında
çalıştırılır. O günleri şöyle anlatıyor: “Sabah ezanıyla
kalkıp tarlanın yolunu tutardık. Çocuk aklı işte. İş hızlı
yapılacakmış, çok tütün toplanacakmış umurumda değildi.
Çamurdan bebek yapıp evcilik oynardım pamuk tarlasında.” Bir
süre sonra küçük bedeni yorgunluğa daha fazla dayanamaz.
Çareyi pamuk tarlasında tanıştığı ve âşık olduğu S.A. ile
evlenmekte bulur.
En büyük hayali gelinlik giymektir
S.A’nın. “Gelinlik giymeden bu evden adımımı dışarı atmam.”
diye diretir. Yalanla ilk kez o zaman tanışır; “Çok küçüksün,
sana göre gelinlik yok.” derler kendisine. Evlendikten sonra
eşinin ailesiyle birlikte İstanbul’un yolunu tutar genç kız.
11 yaşında iken ilk çocuğu Betül’ü dünyaya getirir. Sonra 3
yaşındaki kızı Seçil’i, eşi askerdeyken de 2 yaşındaki oğlu
Can’ı... İlk zamanlar kayınvalidesiyle birlikte kalır
İstanbul’da. Ancak, aile “Biz kendi boğazımıza zor bakıyoruz.
Başınızın çaresine bakın.” diyerek gelinlerini 3 çocuğuyla
birlikte kapı dışarı eder. Genç kadın şimdi Eminönü’de harap
bir binanın 20 metrekarelik tek gözlü odasında hayatta kalma
mücadelesi veriyor.
Eşi M.A. askerden döndükten sonra
300 YTL’ye bir lokantada iş bulur. Aldığı paranın yarısını ev
kirasına verdiğinden geçim sıkıntısı çekerler. Genç kadın,
“Çocuklarıma çoğu zaman yemek bile yediremiyorum, aç karnına
yatıyorlar.” derken göz yaşlarına hâkim olamıyor. Boğazına
düğümlenen hıçkırıklarla, özlem duyduğu hayatı şöyle
anlatıyor: “Küçük bir evim, çamaşır makinem, buzdolabım olsun;
çocuklarımın karnını doyurabileyim. Başka bir şey istemem.”
Yorgunluğu ve evlendiğine pişman olduğu gözlerinden belli
oluyor. “Bu sıkıntıları çekeceğimi bilsem, evlenir miydim hiç?
Evde kalır, çürüyüp toprak olur yine de evlenmezdim.” diyor.
Üç çocuğuna bile bakamazken iki aylık hamile olan S.A.
çocuğunu aldırmak istemiyor. “Allah’ın verdiği canı ben nasıl
alırım, yaşamak onun da hakkı değil mi?” diye
soruyor.
Erken evlenenlerden de bir diğeri de Adanalı
Z.Y. Onun hikâyesi de çok farklı değil aslında. Çalışmayan bir
baba, sürekli dayak yiyen bir anne, huzur olmayan bir aile
ortamı. “Çok kötü bir çocukluk geçirdim. Gözümü açtığım günden
beri anne babamın kavgalarına şahit oldum. O kadar fakirdik ki
yiyecek ekmeğimiz bile olmuyordu.” diyor. 5 yaşındayken
annesiyle babası boşanır. Z.Y. evli olan ablasının yanında
kalmaya başlar. Ancak ablasıyla eniştesinin de kavgaları hiç
bitmez. 15 yaşına geldiğinde niyeti hayırlısıyla kendi
yuvasını kurmaktır.
O günlerde oğulları H.Y’yi
evlendirmeyi düşünen Bilek ve Vedat Yıldız çifti memleketleri
Adana’ya tatile gelir. Teyzesinin torunu Z.Y’yi çok beğenen
Bilek Hanım, kızın bakacak kimsesi olmadığını bildiğinden onu
başına kötü bir hal gelmesindense gelin almayı düşünür.
Evliliğin ne anlama geldiğini bile bilmediği bir yaşta,
görücülere kahve ikram ederken bulur kendini. “Seni istemeye
geldik.” dediklerinde gülüp kaçar. Sonra evleneceği kişiyle
bir defa görüşme imkânı bulur. Kendisine sahip çıkan aileyi
sevdiği için evlenmeyi kabul eder.
İki hafta içinde
evlenirler. Düğününde o kadar çok eğlenir ki... “Sanki evlenen
ben değildim. Herkes annesinden babasından ayrılıyor diye
ağlarken, ben bir ailem olacak diye seviniyordum.” diyerek
anlatıyor mutluluğunu. Kaynanası hiç gelini gibi davranmaz
Z.Y’ye. Temizlik yapmaktan yemek pişirmeye kadar pek çok şeyi
ondan öğrenir. Evliliğinin birinci ayında küçük kızı D.Y’ye
hamile kalır: “Çocuğumuzun olacağını öğrendiğimizde eşim de
ben de ne yapacağımızı şaşırdık. Bir yandan seviniyor, bir
yandan da ben bu çocuğa nasıl bakarım diye kara kara
düşünüyordum.” Kaynanası bu konuda onu yalnız bırakmaz. Minik
D’yi büyütür.
Fotoğrafın pozitif ve negatif yanları üç
aşağı beş yukarı böyle. Ancak geleneklerin saklı tutmayı
zorunlu kıldığı tecavüz ve erken evlilikleri töre
cinayetlerine kurban giden isimsiz genç kızların akıbetleri
hemen hergün gazetelere konu olmaya devam ediyor. Kamuoyuna en
son yansıyan dramlardan biri geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da
yaşandı. 12 yaşında kaçırılarak tecavüze uğrayan, sonra
kendisine tecavüz eden kişiyle imam nikâhı kıyarak evlenmek
zorunda kalan bir çocuk annesi 15 yaşındaki R.G’nin hikâyesi
herkesin içini burktu. Küçük kız kendisine tecavüz etmeye
kalkan kayınpederine direnince burnu kesilmişti. Eşi, bir
çocuğa tecavüz suçundan cezaevinde yatan talihsiz genç kızın
kayınbiraderleri, R.G’nin başka erkeklerle birlikte olduğu
için burnunun kesildiğini önü sürmüşlerdi. Çocuğunu eşinin
ailesini bırakıp baba ocağına giden küçük anne, “Artık ölüm
korkusuyla yaşıyorum. Ama bu bile umurumda değil. Yeter ki
çocuğumu göreyim.” diyor.
İstanbul’da ticari amaçlı
cinsel sömürüye alet edilmiş kızların tedavisinin yapıldığı
iki rehabilitasyon merkezi var. Merkez müdürleri, kendilerine
ulaşan çocukların uyuşturucu ve fuhuş tüccarlarının elinden
alındığını, birçoğunun ailesinden kaçtığını belirtiyor. Kuruma
getirilen kız çocuklarının birçoğunun hamile olduğunu söyleyen
kurum müdürü, kızların yasal çocuk aldırma süresi olan 10
haftayı geçirmiş oldukları için çocuklarını doğurmak zorunda
kaldıklarını anlatıyor. 2004’te kurulan kuruma iki yılda 7
hamile genç kızın geldiğini; bunlardan beşinin doğumdan sonra
çocuklarını bırakıp kaçtığını ifade ediyor. Kurum müdürü sık
sık öfke patlamaları yaşayan küçük annelerin çocuklarını
doğurmak istemediklerine ve düşük yapmak için kendilerine
zarar verecek teşebbüslerde bulunduklarına dikkat çekiyor. 20
kişilik yurtta iki psikolog ve bir öğretmenle çocuklara destek
verdiklerini belirterek, onlara çocuklarını doğurmaları
gerektiğini, her türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarının devlet
tarafından karşılanacağı teminatını verdiklerini
söylüyor.
Bu merkezlerde kalan kız çocuklarına el
sanatları, kumaş, ahşap, cam boyama, resim, heykel ve seramik
gibi alanlarda kurslar veriliyor. İstanbul’daki her türlü
kültür ve sanat faaliyetinden bedava yararlanan çocuklar,
konsere, tiyatroya, sinemaya, haftada bir kez de denize veya
pikniğe gidebiliyorlar. Çocukların hepsi öğretimlerini
sürdürüyor. Okuma yazma bilmeyenlere ise kurs veriliyor.
Çalışmak isteyenler Halk Eğitim Merkezleri’nin açtığı
terzilik, kuaförlük kurslarına katılıyor, sonra da iş
yerlerine yerleştiriliyor. Ayrıca, yemek yapmayı öğreniyor,
ikindi çayları için pasta-börek hazırlıyorlar. Çocukların
gıdadan giyime, temizlikten kozmetiğe her türlü ihtiyacı
devlet tarafından karşılanıyor. Üniversiteyi kazanıp başka
şehre gidenlerle irtibat koparılmıyor; onların okullara ve
evlere yerleştirilmelerine için yardım ediliyor. Erken yaşta
çocuk sahibi olan genç kızların fiziksel ve psikolojik
gelişmelerini tamamlamadığına işaret eden Psikolog Mehmet
Yıldırım, küçük annelerin, hedeflerine engel olacağını
düşündükleri bebeklerini, hatta kendilerini
öldürebileceklerini söylüyor. Cinsel istismara uğrayan çocukta
çoğu zaman rahatsız edici duygular, düşünceler veya
davranışlar gelişebileceğini hatırlatıyor: “Parmak emme,
tırnak yeme, bulantı, kusma, karın ve baş ağrıları
görülebilir. Cinsellik veya seks konularına anormal ilgi
gösterme veya tamamen ilgisiz kalma, uyku sorunları
yaşayabilir ya da sürekli kâbus görebilir. Depresyon veya aile
fertlerinden uzaklaşma, okula gitmeyi istememe, normalin
dışında yaramazlıklar yapma, söz dinlememe de yaşanabilir.”
Küçük annelerin henüz annelik sorumluluğu alacak konumda
olmadıklarını ifade eden Mehmet Yıldırım, “O yaştaki çocuklar
genellikle oyun oynamak ister. Bebeğin ise ihtiyaçları
fazladır. Altını temizlemek, karnını doyurmak gerekir. Hiçbir
çocuk gece uykusunu bozmak istemez. Bu yüzden küçük yaşta anne
olan kızlara aile bireylerinin destek olması gerekir.”
diyor.
Memorial Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr.
Selman Laçin, fiziksel gelişimini tamamlamadan hamile kalan
kızların doğum esnasında tıbbi olarak bir sorun
yaşamadıklarını; ancak asıl tehlikenin gebelik zehirlenmeleri
olduğunu söylüyor. Bu tür gebeliklerde en çok korktukları
durumun ‘gebelik zehirlenmesi’ olduğunu vurgulayarak, vücutta
şişme, tansiyon yüksekliği şeklinde kendini gösteren
hastalığın gebelik yaşı düştükçe arttığını belirtiyor. Gebelik
süresi 10 haftadan fazla olan kadının çocuğunu
aldıramayacağını belirten Selman Laçin, yasal süreyi aşmamış
genç kızların kendi ve ailesinin rızası olmadan çocuğunu
aldıramayacağını dile getiriyor. Laçin’e göre, gebelik süresi
10 haftayı geçen kadın bebeğini isteyerek düşürmesi hâlinde 1
yıla kadar hapis veya adli para cezasına çarptırılır. İdeal
annelik yaşının 25 olduğunun altını çizen Laçin, küçük yaşta
anne olan genç kızların psikolojik olarak annelik fikrine
hazır olmadıklarını dile getiriyor. Bu hazırlıksızlık hâli
intihar, saldırganlık, fuhuş, hırsızlık gibi yeni sosyal
yaralara yol açıyor.
İstismarın cezası
artıyor
Türkiye’de ticari cinsel sömürüye alet edilen,
tecavüze uğrayan ve erken evlendirilen kız sayısının çok
olmasında cezaların caydırıcı, çocuğu yetiştirecek kurumların
yeterli olmamasının rolü büyük. İstanbul Barosu Çocuk Hakları
Komisyonu Üyesi Avukat Ufuk Gürler, “Türkiye’de 18 yaşından
küçük çocukların şiddet görmesi hâlinde onu koruyacak yasal
düzenlemeler var; ancak uygulamada sorunlar yaşanıyor.
Üstelik, çocuğu koruma altına alacak kurumlar da yeterli
değil. Bu kızlar çoğu zaman adli suçlara karıştıkları için
Sosyal Hizmetler’in bazı kurumlarına alınmıyorlar.” diyor.
Gürler’e göre, 15 yaşını geçmiş bir çocukla, cebir, tehdit
olmaksızın cinsel ilişkiye giren kişiler, mağdurun şikayeti
üzerine en fazla 6 aydan 2 yıla kadar hapisle
yargılanabilir.
Eski Türk Ceza Kanunu, 15 yaşından
küçük kızın ırzına geçmeye 5 seneden aşağı olmamak üzere ağır
hapis, reşit olmayanla rızasıyla cinsel ilişkiye ise 8 aydan 3
yıla kadar hapis cezası öngörüyordu. Ancak infaz yasasına göre
iyi hâli göz önünde bulundurularak cezanın beşte ikisini
çekiyordu. 1 Haziran’da yürürlüğe giren yeni TCK’da ise çocuğu
cinsel yönden istismar eden kişi, 3 yıldan 8 yıla kadar hapis
cezasına çarptırılıyor. İnfaz Yasası’ndaki “şartlı tahliye”
şartları ağırlaştığından suçlu çoğu zaman cezasının tamamını
çekiyor.
Avukat Ufuk Gürler, zorla evlendirilen kız
çocuklarının, evliliğin öngördüğü cinsel birleşmeyi
reddedebileceğini, buna rağmen birleşme zor kullanılarak
sağlanırsa, o zaman kadının kendisine şiddet uygulanarak
birleşme sağlandığı yolunda savcılığa şikayette
bulunabileceğini söylüyor. Mahkeme, “Zorla evlendirildiği”
ifadesiyle Medeni Kanunun 116, 117 veya 118. maddelerinden
birine dayanarak evliliği feshedebilir. Ancak bu fesih davası
evlenmeden itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır. Aksi hâlde zaman
aşımına uğruyor. Güler’e göre, Türk Ceza Kanunu’nda “aile içi
cinsel istismar” ya da “ensest” ile ilgili özel bir hüküm yok;
ancak Türk Ceza Kanunu’nun 417. maddesine göre, cinsel
istismar olayının ırza geçmeye kadar gitmesi hâlinde cezanın
yarısı kadar artırılabileceği belirtiliyor. Bunun için de
istismarın ispatlanması lâzım. Psikolojik ve fiziksel
etkilerin bir doktor veya uzman raporuyla belgelenmesi de
şart.
Tecavüze uğrayan kızların, tecavüzcünün eşkalini
biliyorsa babalık davası açabileceğini anlatan Gürler, maddi
ve manevi tazminat taleplerini hukuk davasıyla öne
sürebileceğini ifade ediyor. Babalık davası kazanılsa bile
çocukların annenin nüfusuna kaydedildiğini belirterek, “Baba
çocuğa nafaka vermek zorunda.” diyor. Ancak bugüne kadar
kayıtlara giren dava sayısı bir elin beş parmaklarını
geçmeyecek kadar az. Yani bu tip trajedilerin üstü hukuki
olarak da örtülüyor. Avukat Ufuk Gürler, zorla evlendirmelerde
imam nikâhı yapıldığı için suç işleyen ailelerin tespit
edilemediğini ve haklarında yasal işlem yapılmadığını
belirtiyor. Çocuklarını zorla evlendiren ailelerin bilinçsiz
olduğunu ve geleneklerini devam ettirdikleri gibi bir inançla
hareket ettiklerini vurgulayarak, “Bu aileler suç
işlediklerinden bile habersiz. O yüzden siz cezaları ne kadar
artırırsanız artırın haberleri bile olmuyor.”
diyor.
Sorun bu kadar büyük fakat alınan önlemler
yeterli değil. Kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Nimet
Çubukçu başkanlığında, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından “Sokakta
Yaşayan/Çalıştırılan Çocuklara Yönelik Hizmet Modeli” eş güdüm
toplantısında sorunlar tespit edildi ve bazı öneriler
getirildi. Ancak bunların hayata geçirilmesi için ciddi bir
çalışmanın ve gerekli düzenlemelerin bir an evvel yapılması
gerekiyor.
YENİ CEZA KANUNU’NDAKİ HÜKÜMLER
1
Haziran’da yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu’nun 103/1 maddesi
gereğince çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan
sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılıyor. Cinsel
istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması
suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, 8 yıldan 15 yıla kadar
hapis cezası veriliyor. Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya
üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi,
eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve
gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da
hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak
suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara
göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. TCK’nın 103/6
maddesi gereğince suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh
sağlığının bozulması hâlinde, 15 yıldan az olmamak üzere hapis
cezası veriliyor. Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine
veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezasına hükmolunur.
TCK’nın 104/1 maddesi
gereği cebir ve tehdit-hile olmaksızın 15 yaşını bitirmiş
mağdurun şikayeti üzerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası
verilebiliyor. Şikayetten vazgeçilmesi durumunda dava düşüyor.
Fail mağdurdan 5 yaştan büyükse, şikayet şartı aranmaz. Kamu
davası olur ve ceza iki kat artırılır. TCK’nın 99/1 sayılı
“Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma” maddesi gereğince
mağdurun rızası olmaksızın çocuk düşürtme, 5 yıldan 10 yıla
dek hapis, rızaya dayalı olsa bile, tıbbi zorunluluk
bulunmadığı hâlde gebelik süresi 10 haftadan fazla olan bir
kadının çocuğunu düşürten kişiye 2 yıldan 4 yıla, kadının
beden ve ruh sağlığına zarar verilmesi hâlinde 6 yıldan 12
yıla dek hapis cezası verilecek. Gebeliğini 10 haftadan fazla
olması hâlinde kadının çocuğu isteyerek düşürmesi hâlinde anne
1 yıla kadar hapis ve adli para cezası verileceği öngörülüyor.
Fiil kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara
uğramasına sebep olmuş ise, kişi 6 yıldan 12 yıla, fiil
kadının ölümüne neden olması hâlinde 15 yıldan 20 yıla kadar
hapis cezasına hükmolunuyor. Kadının mağduru olduğu bir suç
sonucu gebe kalması hâlinde, süresi yirmi haftadan fazla
olmamak ve kadının rızası olmak şartıyla, gebeliği sona
erdirene ceza verilmiyor. Ancak, bunun için gebeliğin uzman
hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi
gerekiyor.
DÜNYANIN DA BAŞI DERTTE
Çocuk anneler
ve küçük yaşta cinsel istismar sadece Türkiye’nin değil,
gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin de kanayan yarası.
Birkaç ay önce İngiltere’de okul çağındaki kızların hamile
kalıp çocuk doğurmalarıyla ilgili tartışmalar yaşandı. Yaşları
12, 14 ve 16 olan üç kız kardeşin arka arkaya bebek sahibi
olması dünya kamuoyunda şok etkisi yaptı. Henüz öğrenciyken
cinsel ilişkiye girerek hamile kalan ve bebeklerini aldırmak
yerine dünyaya getirmeyi tercih eden Natasha, Jade ve Jemma,
anneleriyle birlikte yaşıyor ve devletten aldıkları haftalık
600 pound yardımla geçinmeye çalışıyorlar.
Dünyadaki
çocuk istismarı yüzde 10
Araştırmalar dünyada kız
çocukları ile ilgili istismarın yüzde 10 civarında olduğunu
gösteriyor. Şili, Peru, Malezya, Meksika, Panama, Papua Yeni
Gine ve Amerika’daki adalet sistemleri ve tecavüz kriz
merkezlerinden edinilen bilgiye göre, bilinen cinsel saldırı
kurbanlarının üçte biri ile üçte ikisi arası kurbanlar 15 yaş
ve altında. Örneğin, Güney Afrika’nın başkenti Cape Town’ın
varoşlarındaki bir klinikte yaş ortalamaları 16 olan 192 genç
annenin yüzde 32’si ilk cinsel ilişkilerinin zorlanarak
gerçekleştiğini söylüyor. Bu annelerden yüzde 72’si de
herhangi bir noktada istemeden seks yapmak durumunda
kaldıklarını ve yüzde 11’i de tecavüze uğradığından söz
ediyor. Bu annelerden yüzde 78’i eğer cinsel ilişkiyi
reddederlerse dövüleceklerini, yüzde 39’u kendilerine
gülüneceğinden, yüzde 6’sı da arkadaşlarını kaybetmekten
korktuklarını söylüyor. Yüzde 58’lik bir kısım anne de cinsel
partnerinin kendisini 10 ya da daha fazla kez dövdüğünü
anlatıyor. Benzer şekilde, ABD’de 14 yaşından önce cinsel
ilişki yaşamış kızların yüzde 24’ü bunun zorla
gerçekleştiğinden söz ediyor.
İSTANBUL’DAKİ
DURUM
İstanbul’da 5 ayda 90 kız çocuğu cinsel istismara
maruz kaldı. İstanbul Valiliği, Sosyal Hizmet Kurumları, Polis
ve Jandarma ile yapılan işbirliği sonucunda yapılan
çalışmalarda 1 Ocak 2005 ile 31 Mayıs 2005 tarihleri arasında
İstanbul’da cinsel istismara uğrayan çocuk sayısının 90 olduğu
belirtiliyor. Raporda, 77 çocuk hakkında yasal işlem
yapıldığı, 16 çocuğun ailesine edildiği, 10 çocuğunda teslim
edildikleri kuruluşları terk ettikleri
bildiriliyor.
|